Logo

En Yeniler

Aşkın Gözyaşları - Tebrizli Şems sözleri ve alıntıları

Şeytanda insandaki özelliklerin biri hariç hepsi vardır.
Şeytanda eksik olan tek nimet aşk,
Şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.

Hiç bir hayale sığdıramadığım tek gerçeğimsin. Sevdim işte ötesi de yok gerisi de...

Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim.
Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi?

Ne zamana dek, şunun bunun sözüyle vakit geçirip duracaksınız? Ne zaman, kalbim Rabbimden rivayet etti diyeceksiniz? Neden başkalarının asasıyla yürüyorsunuz? Hani sizin sözleriniz, hani sizin eserleriniz?

Kimsenin ne dediğini duymak istemiyorum... Sadece yaşamak ve görmek istiyorum.

Aşk çamuru nurlaştırandır. Unutma! Sen ruh denen nurun ile çamur denen bedenle buluşmasından doğdun.

"Hz. Muhammed Kudüs'e yatağından kalkıp miraca yükselip döndüğünde yatağı hala sıcacıktı."

"Bir öğrencisi Mevlâna’nın önündeki masaya birtakım kitaplar bıraktı ve herkes yerini aldı.
Tam hitabetine başlayacaktı “fırsat bu fırsat” diye:
— Bilgi sahibi olmak ile bilmek farklıdır. Bilgi sadece hafızanın bir parçasıdır. Bu halinle
ancak âlim olarak kalırsın. Bilmek varlığımızın parçasıdır. Bu halinle de ancak arif olursun.
Bilmenin ötesine ermek ruhumuzun maveraya yolculuğudur. Bu halinle de âşık olursun. Şimdi söyle Mevlâna sen nesin?"

"Sana geliyorum. Soluğum kâh bir çöl rüzgârı gibi yakıcı, kâh bir çöl gecesi gibi serin."

Beni yazmaya niyetlenen, beni tanımadan nasıl taşıyabilir deryamı çöllerine?



Gökyüzünde bir Süreyya'dır Kimya; görülen ama ulaşılamayan, yeryüzünde bir Firdevs, hayran olunan ama yaşanamayan... Kimya manaya aşiyandır, sırra ayandır. Senelerin getirdiği hal üzere maneviyat deryasında ilahi aşka açtır, susayandır. Susamışlığı ile suskundur.
...
Sadedir Kimya. Asudedir. Asaleti takvada bulan Fatma'dır.
...
Çölde yalnızlığı ile Yaradan'a teslimiyet gösteren Hacer'dir Kimya. İnandığına güvenen, güvendiğine "neyim varsa sana, yoluna fedadır" diyen vefakar Hatice'dir Kimya. Dünya oyuncaklarına tamah etmeyen, hayallerde yaşamayan esas zenginliği iç güzelliğinde gören bir Rabia'dır Kimya.

“İki yüzlü insan cehennemin en alt katındadır.”

Kelimelerin birer buse, dudaklarınla mı yazdın mübarek insan?

"Muhammed’den muhabbet oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl"

Kendimi kişilik olarak, "düşündüğünü korkmadan söylemekte" Haccac-ı Yusuf'a, "haksızlığa tahammülsüzlükte" Ebuzer Gıfari'ye, "adaleti temin etmekte" Hz. Ömer'e benzetirdim. Benim için adalet dolu dünya, merhamet dolu dünyadan daha büyüktür.

"Kâbe’yi tavaf ederken: “Rabbim senin aşkını alevlendirecek mürşit ile
şereflenmeyi bana nasip eyle” diye dualar okudum."

"Ey Adem, çık cennetten, gir bu dünyaya. Tacını, kemerini, sarığını aşk yolunda kaybet! Dert çek, belalara uğra. Yarın biz seni bu değerli yurda, yüz bin lütuf elbisesi ve her türlü lütuf elbisesi ve her türlü şerefle, seçilmişlik kaynağı ve saflığın sahipleri olan yüz yirmi bin küsür peygamberin huzurunda, şahitlerin önderi olarak tekrar getireceğiz. Sonra yaratıklar bilecekler ki, Adem'in suretini kahır sıfatıyla nasıl cennetten çıkardıysak, lütuf sıfatıyla da tekrar getiririz."

Çöldeyim,susuzum. Kuyularda Yusuf'um .Sözlerin bana Züleyha. Ateşlerde İbrahim'im. Gözlerin bana derya. Sancılar içinde Meryemim. Bakışların bana İsa .Yaralar içinde Eyyub'um. Hasretin bana Şifa. Ölüler içinde bir ölüyüm.Ellerin bana musalla.

"Babam, hocamın isteğine uyarak beni Şam’a uğurlarken şöyle dua etti:
— Allah sana günlük bir arkadaş versin ki evvellerin, ahirlerin bilginlerini, hakikatlerini
senin adına izhar etsin. Hikmet ırmakları onun kalbinden diline aksın, harf ve ses kıyafetine girsin. O kıyafetin rütbesi de senin adına olsun."

" Caminin duvarının dibinde birisinin yüksek sesle şöyle dua ettiğine şahit oldum.
— Allah’ım bana rahmet kapısını aç.
— Allah’ın rahmet kapısı kapalı mı ki açmasını istiyorsun? Rahmet kapısı her zaman
açık. Kapın açık mı sen ona bak!
— Nasıl dua edeyim?
— Günahları terk etmekten daha güzel dua mı var? Sen dünyayı ahirete
götüremeyeceğine göre... Öyle yaşa ki dünya seni ahirete götürsün."



"Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda
Dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta!
Gözü kartallarınkinden bile daha keskin
Yüzü şahididir gönül ateşinin
İç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman
Arzuyla dolu bir ruhtan, yanan bir avuç topraktı
Aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler
Tedavi için nabzını doktor eline verdiler."

Yatsı namazından sonra, müezzin kapıyı kilitleyeceği zaman beni gördü, sert bir dille çıkıştı:
— Hey, kimsin sen? Çık buradan, git başka bir yerde pinekle.
— Beni bu gecelik mazur gör. Garip bir yolcuyum. Yatacak yerim yok, sizden hiçbir şey
istemem. Müsaade et de şuracıkta geceyi geçireyim, dedim.
Müezzin büsbütün kızdı.

"Gençliğin dört umdesi vardır. Vatan kokusu, kitap kokusu, oğul kokusu ve yârin kokusu.Benimse gençliğim vatansız, evlatsız ve yârsız.
Tek umdem, yegâne uhdem,İçimdeki aşk ateşini avucuna teslim edeceğim şeyh."

Gözlerimden “sen” diye düşerken gözyaşlarım, gitmeye mecburdum. Sen bana bir ömür uzakta olsan da ben bir nefes kadar yakınındayım. Sen olmasan da sensizlikte seninle soluk alıyor olacağım. Baharları bir çiçek olup kokusuyla gönlüne dolacağım. Karanlığına saklandığında gözlerimde bir avuç güneşle geleceğim seni aydınlatmaya. Kimsenin ne dediğini duymak istemiyorum… Sadece yaşamak ve görmek istiyorum. Hiçbir hayale sığdıramadığım tek gerçeğimsin. Sevdim işte ötesi de yok gerisi de….

Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz...
Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz...
Gönlüm, canım nasıl bulsun seni?
Çünkü sen, tümüyle gönüldesin...
Sense gönülden habersiz.

Kaç aşk eleğinden geçmek lazım
yedi deryayı bir yudumda içebilmek için?

DostBenimle sırdaş olmak isteyenleri sınamadan hasbihal etmezdim. Dostlarımızı sınayın. Dost mu post mu belli olur. Ödleklerden dost olmaz.

Şam’da bir sohbet meclisine girdim. Şeyhin biri müritlerine fenafillâh mertebesini
anlatıyordu. Hışımla üzerine yürüyerek:
— Sen Allah’ı nelerde görüyorsun?
— Güzellerin yüzü ayna gibidir. Ben Allah’ı o aynada görüyorum.
— Eee başka?
— Su ve toprakta görüyorum.

"Şam’da bir kervansarayda idim. Öteki sordu:
— Tekkeye gelmiyor musun?
— Ben kendimi tekkeye layık görmüyorum, dedim.
— Peki, medreseye gelmez misin, dediler.
— Ben tartışmaya gireceklerden de değilim. Söz arasında anlayabilsem de bahse ve
tartışmaya girişmek bana yaraşmaz. Çünkü kendi dilimle konuşursam bana gülerler. Kâfirdir derler. Beni küfürle damgalarlar. Ben garibim. Garibin yeri de kervansaraylardır."

Ayrılık hallerinden bir haldir hüzün. Dünya dediğimiz bir hüzün gurbeti değil miydi zaten? Hüzün ki en çok yakışandı aşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahsun bir peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yarimden de.



Ben sende kendimi aramışım,
Ben bende seni kaybetmişim,
Neden daha fazlasını arayayım?
Oysa ben seninle aynıymışım.

"Nemrut’un attığı ateşlerde devasa alevlere İbrahim’ini yaktırmayan Rabbim! İçimde öyle ateşler birikti, öyle alevler sardı ki dört bir yanımı, ne olur ateşimi alacak dosta ulaşayım,kanadıma rüzgâr olsun âşıkların soluğu, bir an önce Konya’ya uçayım”, diye niyazlar içindeydim. Pârendeydim. Uçan yani. Uçmak ne ki, yerde leş arıyorsa gözler! İşte akbabalarda uçuyor gökte, kara gölgelerini bir bir bırakarak. Var mı uçabilen kalbin ötesine?"

Allah emaneti göklere, yere ve dağlara arz edince, hepsi de reddetti: Çünkü aşkın sırrını bilmiyorlardı; ama Adem yalnız sevgilisini düşündü. Bu yüzden, emanet bütün yaratıkların korktuğu ağır bir yük olmasına rağmen, Adem kendi yetersizliğine bakmaktan rahatsız olmadı.

Arafat buluşma yeri demekti. Cennetten ayrı ayrı gönderilen Adem ve Havva birbirlerini aylarca aramış, sonuçta Arafat tepesinde buluşmuşlardı. Arafat vuslattı. "Benim Arafat'ım ne zaman Ya Rabbi!"

Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir ya da Mevla'sı onu...

Ey dünya sarrafı; beni bul, deyip oradan uzaklaşmıştım. Demek Konyalı olduğunu
öğrendiğim, yıllarca aradığımı kendisinde taşıyan o adam bu, adamdı.
Kararımı verdim. Konya’ya gidip bu meşhur adamı bulmalıydım. Elime asamı alıp yola
düştüm.

"Ses, başka bir dünyadan, gizemli bir dünyadan geliyordu. Kökten sarıp sarsan
şey, ne sözler ne de anlamdı; konuşmanın tınısı, rengi, tadı, herkesi etkileyen yanıydı. Ama Mevlâna başka bir tat alıyordu, sözler onu yakıyordu..."

Mevlâna:
— Sultanım! Çok şehirlere uğradın biliyorum, oralarda irşada devam etmek varken neden zahmet ettin buralara kadar, dedi. Gülümseyerek cevap verdim:
— Gittiğim yerlerde hep aciz firavunlara rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara rastladım. İlk defa bir kula rastladım. O sensin."

"Maarifini bile okumana müsaade etmiyorum. Sende o var, bu var; falan dedi var, falan anlattı var, peki sende senden ne var Mevlâna? Ne zamana kadar başkalarının, babanın gölgesinde serinleyeceksin. O gün ben böyle yapmasaydım ve kitaplar için bu kadar sert konuşmasaydım, Mevlâna ne aşkı anlayacaktı, ne de benim ayrılığımdan o muhteşem eserler ve insanlığa sunduğu “Mesnevi” diye bir kitabı olacaktı."

"Hayret. Esrarnâme tozuyla duruyordu. Sanki bir havuz dolusu su içinden değil de,kütüphane rafından alınmıştı.
Aşk ilmi medresede öğrenilmez, aşkı kâğıtlar da bildirmez. Muradın aşkı bellemekse,senelerdir okudun da öğrenebildin mi? Kitapları bir daha elinde görmeyeyim."



Aşkın Gözyaşları - Tebrizli Şems sözleri ve alıntıları

Tanıtım Amaclıdır.

Kitapı Satın Alarak Derinliklerinizde Yaşayabilirsiniz